76575675Erken evlilik hikayelerinin akraba toplantılarında hiciv ve gözyaşıyla karışarak anlatıldığı; annemin kalbinde taşikardiye dönüştüğü bir ailede büyüdüm.Onlarsa tüm bu hüzünden, gamdan, kasavetten zengin hikayeleri yaşaya yaşaya büyümüşler.Annemin rivayeti oydu ki evlendiğinde kırk beş kilo imiş ve ve kendi kadar unla dolu ekmek teknelerinde sabah ezanı hamur yoğurur; çoluk-çocuk-işçilerden oluşan, sayısı her daim değişen ve kesin rakamı bilemediğimiz köy evinin halkı uyanana kadar ekmeği pişirip hazır etmeye çalışırmış. İnce beyaz elleri, ekmeğe karışan gökgözlerinden akan yaşları anlattıkça aklımın perdesine yansırdı .Bir tek annem değil tabi ki; bildiği hemen herkes, karşı evin gelini, yukarı evin kızı ve tüm köy ahalisnin eksik etekleri kendi gibiymişler. Belki de bu yüzden zorlansa da isyana dönüşmemiş ağlamaları, tevekkül etmiş hikayesine.Kahvaltı edenler bunca zahmet gösterene teşekkürlerini sunup, sıcak bir gülümse de bırakmazlarmış sofraya. Kalabalık hanelerde dolaşan gergin, yorucu hava, belki otoriteyi yitirme kaygısı teşekkür yerine garaz, küçümsenme bırakırmış geriye.Annem 16 yaşında evlenmiş, ilk 3 çocuğunu peş peşe doğurup, peş peşe yitirmiş.Şimdi 16 yaşında eş dost akraba kızlarına bakıyorum yüzlerinde çocuk bakışı taşıyorlar hala.

 

Kaynak :

 

Nigar Alp

Milliyet